Eyl 02

Büyüyen ne, küçülen ne? Ahmet Yaşaroğlu

TÜİK rakamlarına göre ülke ekonomisi yılın ikinci çeyreğinde yüzde 7.6 büyümüş durumda. Ülke büyümüş ama yoksulluk yaygınlaşıyor, açlık ciddi bir sorun haline geliyor, halkın temel tüketim maddelerini elde etmesi olanaksızlaşıyor. Gerçekler, açıklanan bu büyüme ile, işçi ve emekçi halkın her geçen gün küçülen ekonomisinin durumu arasında derin bir çelişkinin var olduğunu açıkça ortaya koyuyor. O zaman bu derin zıtlığın ve çelişkinin temel nedeni üzerinde biraz durmak gerekiyor.

Bunun için bu büyüme rakamlarına yakından bakmak, büyüyenin ve küçülenin ne olduğu konusunu açıklığa kavuşturmak gerekiyor. Burada iki temel gösterge göze çarpıyor. Bu göstergeler sermayenin ve emeğin milli gelirden aldığı paydır. Sermayenin el koyduğu pay geçen yılın ikinci çeyreğine göre yüzde 49.2 den, yüzde 54’e yükselmiş durumda. Buna karşın aynı dönemler içerisinde emeğin aldığı pay yüzde 32.6’dan yüzde 25.4’e düşmüş durumda.

Ama bu durum sadece son bir yıla özgü bir sonuç değildir. Katma değerden emeğin aldığı pay sistematik olarak düşmekte, buna karşın sermayenin el koyduğu pay artmaktadır. Yıllar itibariyle 2016’da sermayenin el koyduğu pay yüzde 41’di ve 2022’de bu oran yüzde 50’ye yükseldi. İş gücünün ise bu yıllarda aldığı pay yüzde 40.5’ten, yüzde 25.4’e düştü. Bu yaklaşık 15 puanlık bir düşüştür ve hem sömürünün, hem de yoksullaşmanın korkunç boyutlarını ortaya koymaktadır. Bu neden böyle olmaktadır?

Emek sermaye çelişkisi temelinde yükselen kapitalist sistemde, bir yanda zenginliğin, karşı tarafta yoksulluğun birikmesi kaçınılmazdır. Bu çelişkinin objektif zemini budur. Ama bu tablonun bütününü açıklamıyor. Bunun nedeni Erdoğan iktidarının uyguladığı politikalarla bu yoksullaşma sürecini olağanüstü hızlandırması, soygun boyutlarına vardırarak ülkeyi sermaye için adeta bir cennet yapması, aleni bir soygun düzeni kurmasıdır. Büyük sermaye ve onun bazı kesimleri -bankacılık, finans, inşaat, enerji, bazı sanayi dalları vb.- dev kârlarla çalışmakta, sermayeleri olağanüstü büyümektedir. Vergi indirimi ve afları, teşvikler, garantili kârlar, KKM hesapları vb. bu soygunun en fazla bilinen parçaları durumundadır.

İşçi sınıfı ve emekçi yığınlar ise kendi yaşam koşullarının daha da geriye gitmemesi için mücadele etmekte, işçi ve emekçi eylemleri mevzi direnişler olarak ortaya çıkmakta, kısmi kazanımlar elde edebilmektedir. Ancak her kazanım kısa sürede erimektedir. Yüksek enflasyon, hayat pahalılığının sürekli artması işçi ve emekçi halkın ekonomik yaşam koşullarını sürekli olarak kemirmektedir.

O açıdan tablo ortadadır: Türk-İş’in ağustos ayı açıkladığı açlık ve yoksulluk üzerine rakamlar bu durumu tüm çıplaklığı ile ortaya koymaktadır. Ağustos 2022’de açlık sınırı 6 bin 890 TL olmuş, asgari ücreti 1390 TL aşmıştır. Yoksulluk sınırı 22 bin 442 TL, bekar bir çalışanın yaşam maliyeti 9 bin TL olmuştur. Ağustos ayında yıllık mutfak enflasyonu ise yüzde 119.11 oldu. Enflasyonun işçi ve emekçi halkın sırtından alınan en adaletsiz vergi biçimi olduğunu her ciddi ekonomist kabul etmektedir.

Gazetemize işçi ve emekçilerden gelen ve onların kendi yaşam, çalışma koşullarını ve mücadele deneyimlerini aktardıkları mektuplar emekçi halkın yukarıda kısaca özetlenen durumunu objektif olarak yansıtmaktadır. Gazetemiz bunları yayımlayarak, işçi ve emekçiler arasından haber ve röportajlar yaparak sınıfın birliğine, mücadelesine ve dayanışmasına katkı sağlamakta, daha ileri mücadeleleri teşvik etmektedir. Bu, iktidarın ve sermayenin gazetemizi boğmak için neden özel bir çaba gösterdiğini de açıklamaktadır. Sömürü ve soygunla büyüyenlerin Evrensel’i susturabileceklerini sanmaları büyük bir yanılgıdır. Çünkü Evrensel’i var edenler milyarları cebe indirenler değil, namuslu yaşamları ve alın terleri ile onu kuran, yaşatan ve yaygınlaştıran işçi ve emekçilerdir.

Kaynak: Evrensel

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://selulozis.org.tr/yazilar/buyuyen-ne-kuculen-ne-ahmet-yasaroglu/