«

»

İşçi temsilciliği ve işçi konseyleri – 3 Dr. Murat Özveri

Önceki iki yazımızda iş yasalarının uygulanmadığını, iş yasalarının uygulanması için denetim zorunlu olduğunu, iş yasalarının uygulanıp uygulanmadığını denetlemekle görevli müfettiş denetiminin işlemediğini örnekleriyle ortaya koymaya çalıştık.

İşçi Temsilcisi İşyeri Sendika Temsilcisi Değildir

İşçilerin haklarını düzenleyen yasalar, bireysel ve toplu iş hukuku olmak üzere genel olarak ikiye ayrılır.

Bireysel iş yasaları, çalışma yaşamının alt sınırını belirler. Toplu iş hukuku ise bireysel iş yasasının getirdiği alt sınırların altında kalmadan, çalışma yaşamına ilişkin sendika, grev ve toplu iş sözleşmesi hakkı kullanılarak kural koymanın esaslarını düzenler.

Bireysel iş yasalarının işyerinde uygulanıp uygulanmadığını, işyeri içerisinden denetleyecek olan kurum işçi temsilciliği ve/veya işçi konseyleridir. Toplu iş sözleşmelerinin uygulanıp uygulanmadığını işyerinden denetleyecek olan ise işyeri sendika temsilciliğidir.

İşçi Temsilciliği Nedir? 

İşçi temsilciliği uygulaması yeni bir uygulama değildir. Görevleri yetkileri ülkeden ülkeye değişse de çalışma yaşamında önemli görevler üstlenmişlerdir. Örneğin işçi temsilcileri İngiltere’de toplu pazarlığın tarafı olabilirler. Fransa’da sendikanın toplu iş sözleşme ehliyetine sahip bir sendika olarak kabul edilebilmesinin koşullarından birisi, işçi temsilciliği seçimlerinde ülke genelinde belirli bir yüzdenin üzerinde oy almasıdır. Almanya’da işçi temsilciliği ve işçi kurulları özel bir yasayla düzenlenmiş ve işçilerin yönetime katılma araçlarından birisi olarak düzenlenmiştir.

İşçi temsilciliğinin en basit en yalın uygulanma biçimi temsilcinin denetim görevini yerini getirmesi, işyerini içeriden denetlemesidir.

İş Güvencesi Olmadan İşçi Temsilciliği Olmaz

İşçi temsilciliğinin işyerini içeriden denetleyecek bir olanak olduğunu söylediğim işçiler itiraz etmişlerdir. İşçilerin itirazlarının odağında “işçi temsilciliği olsa da değişen bir şey olmaz. Sendikalı işyerlerinde temsilciler var yine bir şey değişmiyor” inancı bulunmaktadır.

İşçiler bu kaygılarını doğrulayan somut örnekler de vermişlerdir. İşçilerin örnek verdiği bir işyerinde 400 işçi çalışmaktadır. İşveren, işçilere her bölümden birer temsilci seçtirmiştir.  Temsilciler işverenin yasa dışı uygulamalarına itiraz edecek olduğunda ise işveren gerçek niyetini açığa vurmuştur. İşverene göre işçi temsilcisinin görevi işçinin isteğini işverene, işverenin istediğini işçiye ileten bir köprü olmalarıdır.

İşçilerin yaşadıkları kaygılar, deneyimlediklerinden çıkarttıkları sonuçlar doğrudur.

İşverenin otoritesini sınırlandıran her kurumun işyerinde var olması, amacına uygun çalışabilmesinin temel koşulu, işverene karşı mutlak anlamda güvenceye sahip olmasını gerektirir. Örneğin 6331 sayılı yasaya göre işyerlerinde “çalışan temsilcisi”, “iş güvenliği uzmanı”, “işyeri hekimi” çalıştırılması zorunludur. Birçok işyerinde de “çalışan temsilcisi”, “iş güvenliği uzmanı”, “işyeri hekimi” vardır. Ne var ki bunlar yeterli iş güvencesine sahip olmadıkları için yapmaları gereken içsel denetimi yapamamaktadırlar. Aksine işveren otoritesine teslim olmak zorunda kalmakta, işverenin yasaya aykırı bir dizi uygulamasının üzerinin örtülmesine vesile olmaktadırlar.

İşçi Temsilciliğinin Güvencesi 135 Sayılı ILO Sözleşmesiyle Düzenlenmiştir.

Önce anımsatalım: Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmeleri kuşkusuz çok önemlidir. Ne var ki ILO sözleşmeleri en az, en asgari korumanın ne olacağını gösteren hükümlerden oluşur. ILO sözleşmeleri en üst korumayı getiren düzenlemeler olmadığı için ulaşılması gereken düzeyi değil, aşılması gereken düzeyi gösterirler.

ILO, 23/06/1971 tarihinde 135 Sayılı “İşçi Temsilcileri Hakkında Sözleşmeyi” kabul etmiştir. Türkiye25.11.1992 tarihinde 3845 sayılı kanunu kabul etmiştir. 11. 12. 1992/21432 Mükerrer sayılı RG yayımlanan 3845 sayıl Kanunun 1. Maddesinde “İşletmelerde İşçi Temsilcilerinin Korunması ve Onlara Sağlanacak Kolaylıklar Hakkında 135 Sayılı Sözleşme”nin onaylanması uygun bulunmuştur” denilmiştir.

ILO 135 sayılı sözleşmenin 1. maddesine göre işçi temsilcileri etkin bir korumanın kapsamı içerisine alınmışlardır. Sözleşme sadece koruma dememiştir. Dikkat edilirse “etkin koruma” demiştir. Etkin koruma; işçi temsilcisine yönelik zararlandırıcı eylemi işçi temsilciliği sıfatını da koruyarak etkisiz kılacak düzeyde bir korumadır. Kısaca mutlak anlamda iş güvencesi. Yani işçi temsilcisi görevi nedeniyle işten atılan işçinin ücret ve tüm sosyal haklarını temsilciyi çalıştırmasa da işverenin ödemek zorunda kaldığı bir iş güvencesi kurumu ancak “etkin koruma” olarak kabul edilebilecektir.

İşçi temsilcisi için “Etkin korumanın” kapsamına neler girdiğini 135 sayılı sözleşmenin 1. maddesi sıralamıştır. İşten çıkartma dahil işçi temsilcisine zarar verebilecek her nevi işleme karşı işçi temsilcisi etkin koruma altına alınmalıdır. İşçi temsilcisi, işçi temsilcisi sıfatı taşıdığı için, bu sıfatla faaliyette bulunduğu için, sendika üyesi olduğu veya sendikal faaliyetlere katıldığı için karşılaşacağı her türlü işleme karşı etkin korumadan yararlanacaktır. Tüm bu koruma hükümlerinin uygulanması için 135 sayılı Sözleşmenin 1. Maddesi işçi temsilcileri açısından aradığı tek koşul temsilcilerin yasa ve toplu iş sözleşmesine uygun davranmalarıdır.

135 sayılı ILO sözleşmesi işçi temsilciliği ile sendika temsilcisini 3. maddesinde ayrı ayrı tanımlamış, ancak her ikisini de güvence kapsamına almıştır. 3. maddeye göre sendika temsilcileri, sendikalarca veya bu tür kuruluşların üyelerince seçilen veya atanan işçilerdir. İşçi temsilcisi ise “ulusal mevzuat veya toplusözleşme hükümlerine göre işletmenin işçileri tarafından serbestçe seçilen ve ilgili ülkede, sendikalara tanınan özel ayrıcalıklı faaliyetleri içermeyen görevlere sahip” temsilcilerdir.

135 sayılı sözleşme “işçi temsilcisi” üst başlığında ele aldığı işçi temsilciliği ile sendika işyeri temsilciliğinin bir birisinin karşısına konulmaması için 5. maddesine hüküm koymuştur. Sözleşmenin 5. maddesi hükümete işçi temsilciliğinin sendika veya sendika işyeri temsilcisinin durumunu zayıflatacak şekilde kullanılmaması ve ilgili bütün konularda seçilmiş temsilcilerle, ilgili sendikalar ve onların temsilcileri arasında işbirliğini teşvik için önlemler alma yükümlüğü getirmiştir.

Peki ama işçinin seçtiği işçi temsilcileri de bir süre sonra işverenin dümen suyuna girerse, işveren işyerinde işçi temsilcisine ufak ufak imtiyazlar tanıyarak, gerekirse ve değer görürse çıkar sağlayarak, temsilciyi kendi çıkarları için kullanırsa ne olacaktır?

Bunların her birisi olabilir. Temsilci kendi arkadaşlarına sırt çevirebilir. Temsilci kendisini seçen işçiye değil, işverene daha yakın durabilir. İşvereni denetlemek için seçilmiş temsilci, işverenle bir olup işçiyi ezim ezim ezmenin aracına dönüşebilir. Bunların dünyada örnekleri yaşanmıştır.

Ne var ki işyerlerinde canlarını riske atmaktan korkmayan işçiler, geleceklerini, yaşamlarını korumak için risk almaktan korkamamayı da göze almak zorundadır. Yozlaşan işçi temsilcisinin yerine yenisini seçerek, gerekirse makine makine mücadele ederek, işyerinde örgütlü mücadeleyi ilmek ilmek örmek gerekmektedir.

İşçi temsilciliği işyeri işçi örgütlenmesinde ancak ilk ilmek olabilir. İşyerinde işçi örgütlenmesi işi temsilciliği ile sadece bireysel iş hukukunun sağladığı hakların uygulanması amacına dönüktür. Yani en alt, en az olanın uygulanmasını sağlamayı hedefler. Bundan sonrası toplu iş hukukunun alanına girer. Kolektif haklar, sendika grev ve toplu iş sözleşmesi, gerçek anlamda korumayı sağlayacak kurumlardır. İşçi temsilciliği ile atılan ilk ilmek, işverenden, siyasi iktidardan bağımsız, işçiyi gerçek anlamda temsil yeteneğine sahip sendikaları var ederek tamamlanmalıdır.

Haftaya işçi temsilciliğinin Türk hukukunda yeri var mıdır, gerekli midir sorularını tartışmaya çalışarak bu uzun yazıya nokta koyalım.

 Kaynak: Evrensel

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://selulozis.org.tr/yazilar/isci-temsilciligi-ve-isci-konseyleri-3-dr-murat-ozveri/