«

»

Bireysel emeklilik sistemi çalışanlardan sermaye kesimine kaynak transferidir- Dr. Murat ÖZVERİ

MuratozveriHükümet 01.08.2016 tarihinde Meclise “Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısını” sundu.

Tasarı diyor ki;

1. Bizim ülkemizde diğer ülkelere göre insanlar harcamalarını kısıp para yeterince biriktirmiyor. Yeterince tasarruf yapmıyorlar.

2. Ben hükümet olarak yeterince tasarruf yapmayan vatandaşlarımı tasarruf yapmaya zorlayacağım.

3. Tasarruf yapmaya zorlamanın yolu olarak da bireysel emeklilik sistemini (BES) kullanacağım.

4. BES’e katılım otomatik hale gelecek. Bağımlı çalışan herkes (işçi memur, sözleşmeli personel) bağımlı çalışmaya başladığı andan itibaren bireysel emeklilik sözleşmesine de dahil edilmiş sayılacak.

5. 45 yaş altı çalışan herkes otomatik olarak bireysel emeklilik sözleşmesine dahil edilecek. Çalışanların prime esas kazancının yüzde 3’ü BES için kesilecek. Çalışan dilerse BES dahil edildiğinin kendisine bildirildiği tarihten itibaren iki ay içerisinde cayma hakkını kullanacak. Cayma hakkını kullandığında kesilen tutarlar on gün içerisinde kendisine ödenecek.

6. Tasarının gerekçesine göre BES sayesinde hem “yurt içi tasarruf oranı” artacak hem de çalışanlar emeklilik döneminde çalışırken sahip oldukları refah düzeyini korumuş olacak.

I. ÖZAL DÖNEMİNDE DE ÇALIŞANLARIN GELİRLERİNE KONUT VAADİ İLE EL KONULMUŞTU
İlginçtir çalışanların istemeseler de gelirlerinin bir kısmına yasa yoluyla konut ucuz konut vadi ile, birikmiş para vereceğiz vaadi ile el konulması örneğini 12 Eylül darbesi sonrasının Özal hükümetiyle yaşamıştık. Anımsayalım:

11 Aralık 1986 tarihli ve 3320 sayılı “Memurlar ve İşçiler ile Bunların Emeklilerine Konut Edindirme Yardımı Yapılması Hakkında Kanun” yayımlandı. Kanun Özal tarafından, çalışanları ev sahibi yapacağız vaadiyle sunuldu. Çalışanların parasına el konulmasına karşın el koymanın adı Konut Edindirme yardımı (KEY) olarak belirlendi. Hem çalışanların parasına el konulmasının adı yardım olarak sunuldu.

Kısaca Konut Edindirme Yardımı (KEY) olarak adlandırılan kesintiler 1995 yılına kadar 9 yıl sürdü. 9 yıl sonra fonda biriken paralar eritildi. Çalışanlar açısından beklendiği gibi sonuç tam bir hiç olmuştur.

Çalışanların gelirlerine zorla el koymanın bir diğer örneğini üzerinden sermayeye kaynak aktarmanın bir diğer örneğini 9.3.1988 tarihli ve 3417 sayılı “Çalışanların Tasarrufa Teşvik Edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine” ilişkin kanunla yaşadık. Bu kanunla da çalışanların aylık ücretlerinden yüzde 2 kesinti yapılmış bu kesintiler yüzde 3 oranında da devletin katkı yapacağı belirtilmiştir. Çalışanlardan yapılan bu kesintiler özellikle belediyeler başta olmak üzere işverenler tarafından yatırılmamış, geri ödeme aşamasında binlerce davalar açılmış, kesintiler kuşa çevrilerek kısmen denetimsiz hesapsız bir şekilde geri ödenmiştir.

II. TASARRUF YAPMA GÜCÜMÜZ YOK ÇÜNKÜ GEÇİNEBİLECEK GELİRİMİZ YOK. BORÇLA AYAKTA KALMAYA ÇALIŞIYORUZ
Şimdi de hükümet “Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” ile vatandaşa diyor ki; “Ne olacak biraz daha dişini sık aylık ücretinin yüzde 3’ünü BES için ayır, bireysel emeklilik şirketleri aracılığı ile senin üzerinden tasarruf yapıp piyasanın gereksinim duyduğu sıcak parayı elde edeyim. Karşılığında ise sen emekli olduğunda refah düzeyin çalıştığın dönemden aşağı olmasın.”

Tasarı iki temel gerekçeye dayanıyor: tasarruf düzeyinin düşüklüğünü ortadan kaldırmak ve emeklilik döneminde çalışırken sürdürülen refah düzeyinin gerisine düşülmesini engellemek.

Önce neden tasarruf düzeyimiz düşük, gelirimiz ne nerelere harcıyoruz bir bakalım:

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK ) Ağustos haber bülteninde yayımlanan verilere göre;

1. Kazandığımız her 100 liranın 26 lirasını kira ve konut giderleri için harcıyoruz.

2. Kazandığımız her 100 liranın 20,2 lirasını gıda ve alkolsüz içecekler için harcıyoruz.

3. Kazandığımız her 100 liranın 2 lirasını sağlığa, 2,2 lirasını eğitime ayırıyoruz.

4. Alkollü içecek sigara ve tütüne 4,2, giyim ve ayakkabıya 5,2, ev eşyasına 6,1, ulaştırmaya 17, haberleşmeye 3,7, kültür ve eğlenceye 2,9, otel lokanta ve pastane için 6,4, çeşitli mal ve hizmetler için 4,3 lira harcama yapıyoruz.

2016 yılı Mayıs ayı itibarı ile Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi verilerine göre;

Banka ve banka dışı kredi kuruluşlarına bireysel krediler yoluyla 424 Milyar TL borçlanmışız.

Bu borcun yüzde 38’ini ihtiyaç kredisi olarak (161 Milyar TL), yüzde 37’sini konut kredisi olarak (157 Milyar TL), yüzde 19’nu kredi kartlarıyla (80 Milyar TL), yüzde 7’sini taşıt kredileri aracılığı (29,7 Milyar TL) ile borçlanmışız.

TÜİK Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Sonuçlarını 2015 yılı sonu için açıkladı. Buna göre çalışma çağında kabul edilen 15-64 yaş grubundaki kişi sayısı 53 milyon 359 bin 594 kişi.

Bu 53 milyon kişinin 26,3 milyon kişisi bireysel kredi borçlusu, 2,3 milyon kişinin konut kredi borcu var, 22,1 milyon kişi kredi kartı kullanıyor, 18,4 milyon kişi ihtiyaç ve diğer kredi borçlusu, 0,8 milyon kişi taşıt kredisi borçlusu.

(TBB) Risk Merkezi Mayıs ayı verilerine göre 2 milyon 815 bin 743 kişi bireysel kredi ve bireysel kredi kartı borçlarını ödeyemiyor. 2 milyon 815 bin 743 kişi hakkında yasal takip başlatılmış. Yani 2 milyon 815 bin 743 kişi bireysel kredi ve bireysel kredi kartı borcunu ödeyemediği için icralık.

Çalışma çağındaki nüfusunun yarısı borçla geçinen bir ülkede tasarruf düzeyinin düşük olmasından yakınmak en hafif değimle acımasızlıktır. Çalışma çağındaki nüfusunun yarısı borçla geçinen bir ülkede insanların gelecek kaygısını istismar ederek, emekli olduklarında yaşam refah düzeylerinin düşmesiyle tehdit ederek ücretlerinin yüzde 3’üne el konulması ise zorbalıktır.

“Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” çalışanların aylık kazançlarının yüzde 3’üne el koymasını emeklilik dönemlerinde refah düzeylerinin düşmeyeceği vaadine dayandırmıştır.

Peki ama neden bizim sosyal güvenlik sistemimiz emeklisine neden insana yakışır bir aylık verememektedir? Bu soruların yanıtlarını sistemi özetleyerek tartışmaya çalışalım:

III. EMEKLİLİK NEDİR?

Emeklilik olarak adlandırdığımız statü sosyal güvenlik hukukunda yaşlılık sigortası başlığı altında düzenlenmiştir. Aslında “emekli oldum” derken biz sosyal güvenlik hukukuna göre yaşlılık aylığı almaya hak kazandığımızı dile getirmiş oluruz.

Yaşlanmak kaçınılmazdır. İnsanlar doğar büyür yaşlanır ve ölür. Yaşlılık fizikken çalışma yetenek ve becerilerini kullanamaz hale getirdiği, kaçınılmaz bir süreç olduğu, çalışamayan insanın gelir elde etmesinin de olanaklı olmaması nedeniyle sosyal bir risk olarak kabul edilmiştir.

Anayasaya göre temel vazgeçilmez devredilmez sosyal bir hak olan sosyal güvenlik hakkı kapsamında, hiç kimse yaşlılık sigortasından vazgeçtim diyemez. Hiç kimseyle yaşlılık sigortasının kapsamında kalacak şekilde anlaşma yapılamaz. Yapılan anlaşmalarda geçersizdir. Kısaca sigortalılık zorunludur. Sigortalılığı doğuran olay gerçekleştiği anda herkes istese de istemese de sigortalı kapsamına girer.

Kaçınılmaz olan yaşlılık gerçekleştiğinde, yaşlının hiç kimseye muhtaç olmadan temel gereksinimlerini karşılayarak yaşamını sürdürmesi için bir gelire sahip olması zorunludur.

Yaşlının gelir sahibi olması, toplumda onun bir yük olarak görülmesinin önüne geçecek, yaşlılar kişiliklerinden, değerlerinden ödün vermek zorunda kalmadan, kendilerini bir köşeye atılmış çaresiz ve zavallı bir başkasının bakımına muhtaç kişiler olarak görmeden yaşamalarını sağlamak, sosyal güvenliğin bir kolu olan yaşlılık sigortasının amacını oluşturur.

IV. ÖDENEN EMEKLİ AYLIĞI GERÇEKTE KİMİN PARASIDIR?
Sosyal güvenlik hukukunda emekli maaşının/aylığının adı, yaşlılık aylığıdır. Türk sosyal güvenlik sistemi primli sistemdir. Primli sistemde verilen her hizmetin karşılığında önceden prim yatırılmış olması zorunludur. Primli sosyal güvenlik sistemlerinde karşılığında prim alınmamış bir hizmet kural olarak verilmez.

Yaşlılık ayılığı için de çalışırken yaşlılık sigortası primi kesilir. Prim aylık kazanca göre belirlenir. Prime esas aylık kazancın yüzde 20’si (yüzde 9 sigortalı yüzde 11 işveren payı) “Malullük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortaları Primi” her ay Sosyal Güvenlik Kurumuna işveren tarafından yatırılmak zorundadır.

Yaşlılık aylığını hak kazanmak için gerekli prim gün sayısını ve yaş koşulunu gerçekleştirenler yaşlılık/emekli aylığı almaya hak kazandıklarında aldıkları aylık yatırmış oldukları primlerin karşılığı kendilerine ödenen tutardır.

Zorunlu sigortalık dönemi, yaşlılık aylığı almaya başlamakla sona erer. Emekliler 5510 sayılı yasa açısından sigortalı değildir. Sigortalı kısa ve/veya uzun erimli sigorta kollarından adına prim yatırılan veya kendi adına prim yatıran kişidir. Yaşlılık aylığı alanlar artık adlarına prim yatırılmadığı için sigortalı değillerdir. Ancak sigortalı olmasalar da sigortalıyken yatırdıkları primler nedeniyle sosyal güvenlik haklarından yararlanmaya devam ederler. Bu nedenle uygulamada çalışırken geçen sigortalık dönemi, “aktif sigortalılık”, yaşlılık aylığı alırken geçen sigortalık dönemi ise “pasif sigortalılık” olarak adlandırılır.

Her aktif sigortalı yatırdığı primlerle pasif sigortalıyı finanse etmektedir. Her pasif sigortalıda geçmişte aynı şeyi yapmıştır. Aktif sigortalı pasif sigortalı dengesinin bozulmaması için, yaşlılık aylığı primlerinde kaçak olmaması zorunludur.

Bir önceki kuşak prim ödeyip görevini tamamladıktan sonra, sonraki kuşak prim yatırmaz, eksik yatırı ise, önceki kuşağa ödenecek yaşlılık aylığı ister istemez düşecektir.

V. EMEKLİLERİN AYLIKLARI NEDEN ARTMIYOR SGK NEDEN DARDA?
1. Yaşlılık (Emeklilik Aylığı) Primlerle Finanse Edilmektedir. 2011 Yılı İtibarı İle 10 Milyon 400 Bin Kişi Kayıt Dışında Çalışmaktadır.

2011 yılında, açıklamayı yaptığı tarihte SGK başkan yardımcılığı yapan, yani SGK içinden her türlü veriye sahip bir yetkilinin vermiş olduğu rakamlara göre kayıt dışında hiç prim almadan çalışan sayısı 10 Milyon 400 bin kişidir. Sadece bu kişilerin kayıt altına alınmasıyla SGK’nin kasasına girecek para yaklaşık 24 milyardır. Bu tutarın tahsil edilmesi SGK açıklarının ortadan kalkması anlamına gelmektedir.*

2. SGK Kayıtlarında Asgari Ücretli Olarak Gösterilen 5 Milyon Kişinin 2,5 Milyonu Asgari Ücret Almakta 2,5 Milyon Kişinin Ücreti Düşük Gösterilmektedir.

SGK verileri ile TÜİK Hanehalkı İşgücü Anketleri (HİA) verilerini karşılaştırarak yapılan bir araştırma kayıtlı gözüken sektörde SGK’ye gerçek ücretler üzerinden bildirim yapılmayarak prim kaçağına neden olan sigortalı sayısının 2016 yılında 2,5 milyon kişiye ulaştığını göstermiştir. Araştırmaya göre;**

a. “Sigortalı olarak asgari ücretli çalışan (tam zamanlı) sayısı 5 milyon değil, 2,5 milyondur. Diğer deyişle, 2,5 milyon çalışan asgari ücretten yüksek ücret aldığı halde, işveren tarafından asgari ücret üzerinden sigortalı gösterilmektedir.”

b. Aynı araştırmaya göre “yaklaşık 1 milyon kişi (918 bin)” gerçekte kuruma asgari ücretten bildirim yapılmış olmasına karşın asgari ücretin altında kazanç sağlamaktadır. Araştırma bu çarpık durumu “yasa gereği tam zamanlı çalışanın ücretini asgari ücret düzeyinden gösteren işverenin, çalışanının banka hesabına yatırdığı ücretin bir kısmını elden geri almasıyla” açıklamaktadır.

c. Araştırma sonunda 5,1 milyon kişinin asgari ücret ve asgari ücretin altında çalıştığı ortaya çıkmıştır.

Tüm bu verilerin bize sunduğu özet tabloya baktığımızda BES sisteminin dayandığı gerekçelerle yaşamın örtüşmediği görülmektedir.

“Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” amacı emeklilerin refah düzeylerini korumak değil daha önce KEY ve zrunlu tasarruf uygulamalarında yaşadığımız gibi çalışanlar üzerinden bu kez bireysel emeklilik şirketleri üzerinden piyasaya para aktarmak, çalışanın cebinden alıp sermayenin cebine para koymaktır.

Doğrudur, Türkiye’de tasarruf eğilimi düşüktür. Çünkü Türkiye’de çalışanların tasarruf yapacak gücü yoktur. Milyonlarca çalışan borç batağında zorunlu gereksinimlerini karşılamanın derdindedir. Borçlu olduğu için ürkek, borçlu olduğu için korkmaktadır. Gelirden yoksun kalıp borcunu ödeyememe korkusu davranışlarını yönlendirmektedir. Gelirsiz kalır, işten atılırsam korkusuyla örgütlenmekten kaçınmakta, örgütlü olan grevde gelirim kesilirse korkusuyla grevden kaçınmaktadır.

Gerçekten emekçileri düşünen bir iktidarın yapması gereken borç batağındaki çalışanlara yük getirmek değildir. Kayıtdışını ortadan kaldırmak için örgütlenmenin önündeki engelleri ortadan kaldırmaktır. Çalışanların gasbedilen haklarını arayacakları hak arama yollarını güçlendirmektir. Çalışanlardan kesinti yerine, vergi dilimleri yükseltilmeli, vergi oranları düşürülmeli, servetten alınan vergiler arttırılarak dolaylı vergiler aşağı çekilmeli, kısaca çalışanlara sermayeden kaynak aktarımına dönük politikalar devreye sokulmalıdır.

*http://www.sabah.com.tr/ekonomi/2011/02/21/22_milyon_calisanin_10_milyonu_kayit_disi

**Gürdal Aslan, Türkiye’de Asgari Ücretli Çalışanlar: Gerçek Sayıları, Demografi ve İstihdam Bilgileri,

Kaynak: Evrensel

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://selulozis.org.tr/haber/bireysel-emeklilik-sistemi-calisanlardan-sermaye-kesimine-kaynak-transferidir-dr-murat-ozveri/